Bir yakının vefatıyla birlikte başlayan miras süreci, çoğu zaman yalnızca kimin ne kadar miras alacağı sorusundan ibaret değildir. Mirasçılar bir yandan terekenin paylaşımıyla uğraşırken, diğer yandan vergi mevzuatının farklı beyan ve değerleme kurallarıyla karşı karşıya kalır.
Özellikle değeri ölüm tarihinde kolayca belirlenemeyen haklar, şirket hisseleri ve henüz sonuçlanmamış borç ve alacak ilişkileri, veraset ve intikal vergisinin dikkat edilmesi gereken alanlarıdır.
Çünkü her malvarlığı unsurunun beyannamede aynı şekilde değerlenmesi beklenmez.
Telif, patent ve marka gibi bazı haklarda Kanun farklı bir sistem öngörür. VİVK’nın 10/g maddesi kapsamında sınai ve edebi mülkiyet hakları mükellef tarafından değerlendirilmez ve ilk tarhiyatta nazara alınmaz. Ancak bu hakların beyannamede gösterilmesi gerekir. Değerleme daha sonra idare tarafından yapılır ve vergi bu değer üzerinden ikmal edilir.
Şirket hisselerinde ise durum farklılaşır. Borsada işlem gören hisselerde ölüm tarihindeki borsa rayici, değerlemenin temelini oluştururken; halka açık olmayan şirketlerde hisse değerinin belirlenmesi şirketin bilançosu ve ilgili değerleme hükümleri çerçevesinde farklı bir hesaplamayı gerektirebilir.
Burada asıl dikkat edilmesi gereken nokta, beyan edilen değer ile idarenin daha sonra tespit ettiği değer arasındaki farkın her durumda aynı sonucu doğurmamasıdır.
%50 Ceza Kuralı
VİVK’nın 10. maddesi, ilk tarhiyatta nazara alınmak üzere mükellef tarafından beyan edilen miktar ile idarece aynı değerleme ölçülerine göre bulunan miktar arasındaki farka ilişkin verginin, gayrimenkuller hariç olmak üzere, vergi ziyaı cezasının yarısı ile birlikte tahsil edilmesini öngörür.
Burada önemli bir ayrım vardır.
Kanun, gayrimenkulleri açıkça bu ceza mekanizmasının dışında bırakmıştır. Dolayısıyla gayrimenkulün değeri konusunda ilk beyan ile idarenin aynı değerleme ölçüsüne göre yaptığı tespit arasında fark ortaya çıkması, VİVK’nın 10. maddesindeki %50 vergi ziyaı cezasının uygulanacağı anlamına gelmez.
Menkul mallar ve gemiler bakımından da Kanun ayrıca bir sınır öngörmektedir. Beyan edilen değer ile idarenin tespit ettiği değer arasındaki fark belirli bir oranın altında kaldığı sürece ceza uygulanmaz.
Dolayısıyla veraset beyannamesinde ortaya çıkan her değer farkını otomatik olarak "%50 ceza" sonucuna bağlamak doğru değildir. Önce hangi malvarlığı unsurunun hangi değerleme ölçüsüne tabi olduğu belirlenmelidir.
Telif, patent ve marka gibi haklarda ise mesele daha farklıdır. Çünkü bu haklar zaten ilk tarhiyatta mükellef tarafından değerlenerek vergiye tabi tutulmamaktadır. Kanun, bunların değerinin daha sonra belirlenmesini öngörmektedir. Bu nedenle sonradan yapılan değerleme ile ortaya çıkan farkın, ilk beyan aşamasında düşük değer bildirilmiş gibi değerlendirilmesi de doğru değildir.
Mahkemelik Borçlar
Mirasın vergi tarafındaki bir başka önemli konu ise ölüm tarihinde henüz kesinleşmemiş borç ve alacaklardır.
Murisin sağlığında mahkemeye veya icra dairesine intikal etmiş ve takip edilmekte olan borç ve alacaklar varsa, bunların veraset beyannamesinde açıkça gösterilmesi gerekir.
Kanun burada mirasçıya önemli bir kolaylık sağlar. Bu borç ve alacaklara isabet eden vergi tahakkuk ettirilmekle birlikte, tahsilatı mahkemenin veya icra dairesinin kesin kararına kadar tecil edilir.
Ancak bu, dosyanın vergi idaresinin takibinden tamamen çıktığı anlamına gelmez.
Mirasçıların her altı ayda bir dava veya icra dosyasının geldiği aşamayı vergi dairesine bildirmesi gerekir. Bu yükümlülüğün yerine getirilmemesi halinde tecilin sonuçları ortadan kalkabilir ve verginin tahsili gündeme gelebilir.
Tecil süresi de kural olarak on yılı aşamaz. Dava veya icra takibi daha sonra kesinleştiğinde ise ortaya çıkan sonuca göre gerekli düzeltmeler yapılır.
Asıl Mesele Değerleme
Veraset ve intikal vergisinde en çok hata yapılan noktalardan biri, bütün malvarlığı unsurlarının aynı mantıkla değerlendirilmesidir.
Oysa bir banka hesabı, borsada işlem gören bir hisse, halka kapalı bir şirket payı, telif hakkı veya mahkemede devam eden bir alacak aynı değerleme yöntemine tabi değildir.
Bu nedenle veraset beyannamesinde önemli olan yalnızca "ne kadar yazıldığı" değil, "neden o tutarın yazıldığıdır."
Mirasın vergi denkleminde görünmeyen taraf da tam olarak burada ortaya çıkar.
İlk bakışta bir rakamdan ibaret görünen beyan, aslında hangi malın hangi hükme göre değerlendiğini, hangi farkın ne zaman ortaya çıktığını ve bu farkın vergi ile ceza bakımından nasıl sonuç doğuracağını da beraberinde taşır.
Çünkü mirasın paylaşılması bir gün içinde başlayabilir; ancak vergisel sonuçlarının doğru kurulması çoğu zaman bundan çok daha uzun bir hikâyedir.